Pek çok ebeveyn, çocuklarının odalarında kalmasının onlara güvenlik sağladığını düşünür; fakat dijital çağda bu güven duygusu sadece bir yanılsamadır. Açık internete bağlı bir telefonu çocuğa vermek, ona bilinmeyen dünyalara ve denetimsiz toplumlara ücretsiz bir seyahat bileti vermeye benzer; çocuğun bedeni sizinle odadadır, ama zihni zehirli fikirler yayabilecek ve temiz fıtratını sarsabilecek yerlerde dolaşmaktadır.
Bu açık alanda masum bir çocuk, sadece elektronik oyun oynadığını veya eğlence videosu izlediğini sanarken kendini ateist fikirler yayan ya da şiddeti ve ahlaki çöküşü teşvik eden şüpheli gruplarla çevrili bulabilir. Böylece genç zihni, kavrama veya reddetme kapasitesini aşan bilişsel ve ahlaki şoklar alır.
Çocuklarımızın zihinlerinin bu sessiz kaçırılışı karşısında rolümüz artık evin kapılarını kilitlemekle sınırlı değildir; “dijital kapıları” da bilinç ve kararlılıkla korumamız zorunlu hâle gelmiştir. Bu konuda yapabileceğimiz en önemli şey, çocuklarımızın teknoloji ve ekran kullanımı için günlük izin verilen dakika sayısını belirlemektir.
Çocuklarımızın beyinlerinin sağlıklı gelişimini güvenceye almak için dijital ekran maruziyetinin güvenli düzeyleri hakkındaki uluslararası tıbbi tavsiyelere uymalıyız. Bunlar şöyledir:
- Doğumdan 3 yaşına kadar: Türü ne olursa olsun her türlü ekran için mutlak yasak. Çünkü bu aşamada beyin, normal gelişim için gerçeklikle doğrudan duyusal etkileşime ihtiyaç duyar.
- 3 ila 6 yaş arası: Günde en fazla 20 dakika. İçeriğin eğitici, sakin, etkileşimli, doğal ritimli ve gerçek insan yüzleri içeren nitelikte olması gerekir; sinir sistemini yoran hızlı tempolu çizgi filmlerden ve hızlı görsel parlamalardan kaçınılmalıdır.
- 6 ila 12 yaş arası: Günde en fazla 40 dakika. Bu süre iki döneme bölünmeli; içeriğin yüksek sesli çizgi film malzemesinden ve art arda gelen görsel efektlerden arınmış ya da bunları belirgin biçimde azaltmış olması için sıkı filtreleme sürdürülmelidir.
- 12 ila 18 yaş arası: Günde en fazla bir saat ile bir buçuk saat arası. Bu sürenin kesintisiz tüketilmemesi gerektiği sürekli vurgulanmalıdır. Tavsiyeler hafta sonlarında esnek bir istisnaya izin verir: amaçlı bir filmin veya iki saatlik bir yapımın kesintisiz izlenmesi, haftalık düzeni bozmayan disiplinli bir ödül olarak görülebilir.
Bu hassas ve disiplinli tıbbi pusulayı, bugün evlerimizin çoğunda gerçekte yaşananlarla yan yana koyduğumuzda, bilimsel tavsiyeleri gerçeklikten kopuk bir “bilim kurgu” gibi gösteren trajik bir paradoksla çarpışırız.
Doktorlar birkaç dakikayı aşmamaya karşı uyarırken, klinikler ve danışmanlık merkezleri altı saat veya daha fazla kesintisiz şekilde hayatta kalma ve savaş oyunlarının ekranları karşısında esir kalan, fiziksel dünyasından ve aile ortamından tamamen kopmuş çocuk ve ergen vakalarıyla dolmaktadır.
Çocukları saatlerce ekranların önünde bırakmak beyinlerini zorunlu bir “yeniden programlama”ya maruz bırakır. Hızlı görsel uyarılar “dopamin” hormonunu yoğun biçimde pompalar ve şu sonuçlara yol açar:
- Dikkat süresinin yıkımı: Çocuk derin odaklanma becerisini kaybeder ve zihni sürekli uyarılmaya bağımlı hâle gelir.
- Sabrın öldürülmesi: Çocuk çabuk öfkelenen, aşırı hareketli ve bekleyemeyen biri hâline gelir.
- Gerçeklikten soğuma: Gerçek dünya —okul ve Kur'an ezberi gibi ibadetler dâhil— alıştığı dijital gürültüye kıyasla yavaş ve sıkıcı görünür.
Çocuklarımıza sınırsız serbestlik vermek “çağa ayak uydurmak” değil, büyük bir emanete ihanettir. Ekranları düzenlerken çocukların öfke nöbetlerine ve gözyaşlarına teslim olmamalıyız; bu anlık teslimiyet yıkıcı bir bağımlılığın yolunu döşer.
Ekranları kısıtlamanın “mahrumiyet” değil, “verme” olduğunu fark etmeliyiz. Böylece onlara gerçek oyun, doğayı keşfetme, insani etkileşim ve huşu yoluyla Yaratıcı'yla sakin bir bağ kurma haklarını geri veririz.
Evlerimiz üzerindeki hâkimiyeti sevgiyle sarılmış bir kararlılıkla geri alalım; neslimizi korumak ve psikolojik olarak sağlıklı, zihnen hazır, emaneti taşıyıp yeryüzünü imar edebilecek bir nesil inşa etmek için güvenli alternatiflerden ve amaçlı platformlardan yararlanalım.